Bir sır, eski bir kolye ve yeniden bulunan dostluk üzerine...
Artık bu kolyedeki garipliği çözmeliyim. Annemden kalma bu kolyeyi yıllardır takıyorum, ama bir gariplik var. Sanki benden bir şey istiyormuş gibi. Yuvadayken kolyem hep boynumdaydı ve onu hiç çıkartmadığım için herkes beni garip buluyordu. Odamdaki aynanın önüne geçtim ve kendi kendime konuşmaya devam ettim.Garip miyim bilmiyorum ama çok yalnız olduğum kesin. Büyüyünce yuvadan ayrılıp doğduğum eve geldim. Hayata tek başıma tutundum. Kendime uzun uzun baktım, renkli gözlerim kolyemle uyum içindeydi. Kapağını açıp içine bakmak istiyordum. Aklıma annemin söyledikleri geldi:“Ben 19 yaşındaki Helin gerçekten garip miyim?”
Bu sözü vefat etmeden bir hafta önce söylemişti. Yıllardır sözünü dinledim ve sabrettim. Ve artık vaktinin geldiğini düşünüyordum. Hazırdım, kolyemi boynumdan çıkarttım ve kapağını açtım. Kolyenin içinde bir yazı vardı, bilmediğim bir yazı. Hemen telefonumu aldım ve yazıyı Türkçeye çevirdim.“Bak Helin, bu kolye hem senin hem de benim için önemli. Bu kolyenin kapağını hazır hissetmediğin sürece açma.”
Ne demekti bu? Kırmızı gül de neydi? Bu muhtemelen bir kitaptı. Odamdan çıktım ve salondaki büyük kitaplığa doğru yürüdüm. Kitabın adı kırmızı ise kitap da kırmızı olabilir diye düşündüm fakat kitaplıkta bulamadım, başka nerede olabilirdi ki? Annemin odasındaki küçük kitaplıkta olabilir miydi? Hızlı adımlarla odaya yürüdüm ve kapıyı açtım. İçerisi çok havasızdı, uzun zamandır havalandırmamıştım burayı. Pencereyi açtım. Kitaplıktaki kitaplara bakmaya başladım. En köşede kırmızı küçük bir kitap vardı. Kenarında yine bilmediğim bir dilde bir şeyler yazıyordu. Buydu büyük ihtimalle ama emin olmak için telefondan baktım.“Kırmızı gül sayfa 56”
Kitabın kapağını açtım ve 56’ya kadar sayfaları hızlıca çevirdim. 56. sayfaya geldiğimde sayfanın arasından bir kâğıt düştü. Yere eğildim ve kâğıdı aldım.“Kırmızı Gül”
İlk defa Türkçe yazıyordu. Kâğıdın arkasını çevirdim.“Gül Sokağı 32”.
Nasıl yani, onlar da kim? Annem benim birileriyle tanışmamı mı istiyordu? Bu hayatta kimsemizin olmadığını sanıyordum. Heyecanlanmıştım. Ertesi gün erkenden kalktım ve uzun uzun düşündüm, acaba bu tüm yaşadıklarım sadece bir şaka mıydı? Annem bana neden şaka yapmak istesin ki? Bana anlatmak istediği bir şey vardı ama neydi? Denemekten ne çıkar ki diye düşündüm. Kahvaltımı yaptım ve Gül Sokağı 32’ye doğru yola çıktım. Fakat o kadar uzak bir yerdeydi ki vardığımda neredeyse akşam olmak üzereydi. Sonunda evi buldum ve merakla kapıyı çaldım. Kapıyı küçük bir kız açtı.“Onlar bana hep destek oldu.”
Kız annesini çağırdı. Kadın sanki beni tanımış gibi hemen içeri davet etti. Salondaki yumuşacık koltuğa oturduktan sonra, kendimi tanıttım ve niye buraya geldiğimi anlattım.“Annen evde mi?” diye sordum.
Şoka girmiştim, ne diyeceğimi bilememiştim.“Demek sen Gökçe’nin kızısın, seninle tanışmaya hiç fırsatımız olmamıştı. Annen, en yakın arkadaşımdı, çok merhametli birisiydi. Birbirimize hep destek olduk. Hastalandığında hiç yanından ayrılmadım. Biliyorsun senden başka kimsesi de yoktu. Seni yalnız büyütmüştü. Çok zor zamanlar yaşadı. Annen vefat etmeden önce beni tembihlemişti. ‘Eğer bana bir şey olursa kızımı yalnız bırakma olur mu?’ demişti. Ama seni yuvaya vermişlerdi, izini bulamadım. Bu konuda çok üzgünüm, umarım beni affedebilirsin. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa ilk bana gel olur mu? Bundan sonra yalnız değilsin, ben varım.”
O günden sonra kendimi hiç yalnız hissetmedim, yanımda birisinin olduğunu hissetmek çok güzeldi.
