
Bu güzel günde kim garip şeylerin olabileceğini tahmin edebilirdi ki? Ama neyse, biz konumuza dönelim.
Hikayemizin ana karakteri Osman, yaz tatiline yeni girmiş durumdaydı. Bilenler bilir — Almanya'da yaz tatili hep çok sıkıcıdır. Osman evdeydi ve canı çok sıkılıyordu. Telefonuyla oynuyordu, başka ne yapsın ki? Zaten Almanya'da bu pek normaldir; herkes evdedir. Dışarıya çıkan pek yoktur. Çıkanlar da genellikle yaşlı amcalar ve teyzelerdir.
Osman'ın canı telefon oynamaktan da sıkılmıştı artık. Dışarı çıkmaya karar verdi. Dedesinin saatçi dükkanına gitmeye karar verdi. Hiç olmazsa orada bir dedesini seyreder, vakit geçirirdi. Dükkâna vardığında dedesi, tamir edilmesi gereken saatleri büyük bir dikkatle tamir ediyordu.
Dedesi onu görünce sevinçle atıldı:
"Ooo aslan, seni hangi rüzgâr attı buraya!"
"Dede, evde canım çok sıkıldı. Ben de bir dedemi ziyaret edeyim dedim."
"İyi etmişsin aslanım, gel de bak — bugün yepyeni saatler var."
Osman'ın saatlere az çok ilgisi varmış ama çok da bir bilgisi yokmuş. İlgisi olup bilgisi olmayan tiplerdenmiş yani. Dedesinin yanına oturmuş ve saatlere bakmaya başlamış.
Dedesi bu işin ustasıymış. Nice zenginler saatlerini getirip dedesine tamir ettirirlermiş. Ona çok güvenirlermiş. Osman dedesinin saatleri tamir etmesini izlerken, birden içeri bir yabancı girmiş ve tamir edilmesi için bir saat bırakmış.
Saat ucuz görünüyormuş. Dedesi biraz incelemiş:
"Tamir etmesi kolay, yarın gelip alabilirsiniz."
Adam teşekkür edip çıkmış. Dedesi saati Osman'a uzatmış:
"Bak bakalım, yapabilecek misin?"
Osman da saati eline alıp bakmış. Tam bir kere dokunmuştu ki — yer titremeye başlamış.
Dedesi ne olduğunu anlayamamış. Osman'a bakmış ve yüzü bembeyaz kesilmiş:
"Hayır… olamaaaaazzzz!"



