İçeriğe geç
Yazar: Furkan Yagiz (11 Yaşında)
Editör: Safiye Yilmaz
Beğen0

ASANSÖRDE KALAN NİNNİ

Ali ve Mehmet 11 yaşındaydı. Akşam olmuştu ve apartman, sanki tüm sakinleri derin bir uykuya dalmış gibi sessizliğe bürünmüştü. Oyun oynamak için Mehmetlere çıkacaklardı. Ali'nin elinde annesinin taze yaptığı, içi sevgi ve şeker kokan bir kavanoz çilek reçeli vardı. Eve çıkınca sıcak ekmeğin üzerine süreceklerdi. Asansöre bindiler, kapı ağır bir gıcırtıyla kapandı. Mehmet düğmeye bastı.

Asansör birkaç saniye yukarı tırmandıktan sonra aniden sarsıldı ve “küt” diye bir sesle durdu. Işıklar bir anda sönünce karanlık, asansörün içini dev bir gölge gibi kapladı. Ali panikle geri çekildiğinde kavanoz elinden kaydı. Camın kırılma sesi karanlıkta yankılandı. Çilek reçeli asansörün zeminine yayıldı; her yer yapış yapış ve kaygan olmuştu.

Asansör hafifçe aşağı doğru kayınca Ali korkuyla fısıldadı:

“Mehmet... Neler oluyor?”

İkisi birden kapıya atıldılar. Kapıyı ittirdiler ama asansör kapısı açılmıyordu. Mehmet dişlerini sıktı.

“Birlikte tüm gücümüzle itelim,” dedi.

Tüm güçleriyle kapıyı kanırttılar. Kapı sadece birkaç santim aralandı. Mehmet, parmaklarını o daracık aralığa soktu. O anda metalin soğuk baskısı parmaklarını sıkıştırdı. Mehmet’in yüzü acıyla gerildi. Canı çok yanıyordu, parmakları kapının arasında eziliyordu ama biliyordu ki bırakırsa kapı tamamen kilitlenecekti.

“Canım acıyor ama bırakmayacağım!” diye bağırdı.

Elleri titriyor, parmak uçları asansörün sert metali karşısında güçsüz kalıyordu. Ali, arkadaşının çektiği acıyı hissetmiş gibi korkuyla baktı.

Asansör yeniden sarsıldı. Metalik bir gıcırtı boşlukta yankılandı. Ali korkudan titrerken zihninin en derinlerinden bir ses yükseldi: annesinin o küçükken söylediği huzur dolu ninni.

Ali, ağlamaklı ama kararlı bir sesle mırıldanmaya başladı. O yumuşak melodi, karanlık ve metalik asansörün içinde yankılandıkça korkunun yerini bir güven duygusu aldı.

Mehmet, parmaklarındaki sızıyı ninninin ritmiyle unutmaya çalışarak arkadaşına eşlik etti.

“Uyu yavrum, güneş doğar... Korkma artık, engeller aşılır...”

İkisi de şimdi ninninin verdiği güçle son bir kez hamle yaptılar. Mehmet’in elleri iyice uyuşmuştu ama pes etmedi. Ali, reçelden dolayı kayan ayaklarına rağmen bütün ağırlığını kapıya verdi.

Kapı, sanki bu iki çocuğun inadına boyun eğmiş gibi ağır ağır yana kaydı. Karşılarında apartman boşluğu değil, güvenli bir kat vardı.

İkisi birden dışarıya, soğuk mermerin üzerine yuvarlandılar.

Koridorun ışığında Ali, Mehmet’in morarmış ve şişmiş parmaklarına baktı. Mehmet ellerini güçlükle hareket ettirebiliyordu ama yüzünde bir gülümseme vardı.

Ali fısıldadı:

“Ellerin çok kötü oldu... Benim için bırakmadın.”

Mehmet derin bir nefes aldı ve arkadaşının omzuna elini koydu:

“Sen de şarkımızı bırakmadın. O olmasa bu gücü bulamazdım.”

O günden sonra ikisi de çok önemli bir şeyi fark ettiler: Bazen en sert metali bile büken şey kaba kuvvet değil, bir dostun elini bırakmama inadı ve kalpten söylenen bir ninninin gücüdür.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.